DOĞA SPORLARI
- Yamaç Paraşütü
- Magaracilik
- Oryantiring
Yamaç Paraşütü
YAMAÇ PARAŞÜTÜ: KÖKENİ VE ÖZELLİKLERİ
1940’lı yıllarda, tıpkı havacılığın öncülerinden olan Otto Lilienthal'in çalışmalarındaki
gibi yamaçlardan koşarak havalanan ve yere kadar süzülerek inen yeni bir hava aracının
denemeleri yapılıyordu. Bu araç rahatlıkla sökülüp takılabilen çubuklardan ve üzerine
gerilmiş kumaşlardan yapılmış bir delta(yelken) kanattı. 1948 yılında Dr. Francis
Rogallo portatif delta kanadı yapmayı başardı. Zamanla delta kanatlar emniyet ve
performans açısından oldukça geliştiler ve yakın zamana kadar en ucuz ve en hafif
hava aracı olma özelliklerini korudular. Ancak malzeme ve üretim teknolojileri geliştikçe
delta kanatların performansları ile birlikte fiyatları da artmaya başladı. Bugün
tecrübeli bir pilot, 30-35 kg ağırlığındaki delta kanadına ek olarak yedek paraşüt,
hava akımlarına göre şekillendirilmiş bağlantı elemanları, altimetre, variometre,
pusula ve hız saati gibi bazı cihazlara ve telsize ihtiyaç duyar. Elbette bütün
bunları taşımak için bir araç ve uçmayı düşündüğünüz tepedeki kalkış noktasına kadar
uzanan bir yol gereklidir.

Bu nedenlerden ötürü 1970’li yıların sonlarında bazı uçucular yapısı sabit ve ağır
olmayan, daha esnek ve daha hafif bir hava aracı arayışına girdiler. Ardından birkaç
öncü serbest paraşütçülerle birlikte yamaçlardan paraşütle uçuş denemelerine başladılar.
Bunlar uçaktan atlayarak limit hızda (yaklaşık 198 km/s) düşerken açılmak üzere
dizayn edilmiş serbest düşüş paraşütleriydi. Çok geçmeden limit hızdaki açılış şokunun
doğurduğu aşırı yüksek gerilime dayanıklı olma özelliğinin, koşarak yapılan yamaç
kalkışlarında gerek olmadığı ve farklı malzemelerden daha büyük boyutlarda özel
olarak üretilen paraşütlerin, tıpkı delta kanatlar gibi süzülebileceği düşünüldü.
Üreticiler hava geçirgenliği olmayan kumaşlardan daha geniş yüzeyli paraşütler
üretmeye başladılar. Bu paraşütler, tasarım olarak serbest paraşütlerle çok büyük
farklıydı. Özel kumaşlardan ve farklı üretilmiş bu tür paraşütler, eğer limit hızda
düşen bir paraşütçü tarafından açılacak olsa büyük ihtimalle açılış şokuna dayanamayıp
patlayabilecek cinstendi. Lakin süzülüş oranları ve çöküş hızları bakımından, delta
kanatlar kadar gelişmiş olmasa bile, motorsuz süzülen hava araçlarına dahil edilebilecek
performansa sahip araçlardı.

Yamaç Paraşütü (Kanat)
Paraşüt
Serbest Paraşüt
Çok geçmeden, delta kanatlara oranla ucuz maliyeti, kolay kurulumu ve kontrol
edilebilirliği sayesinde, son teknoloji ürünü malzeme ve üretim teknikleri sayesinde,
Fransızca "parapente", Almanca "gleitschhirmfliegen", İngilizce "paragliding" ve
Türkçe "yamaç paraşütçülüğü" adıyla bilinen son yıllarda popülerliği hızla artan
yepyeni bir havacılık sporu doğdu.
1980’li yıllarda özellikle Avrupa'nın dağlık arazilerinin bol olduğu ülkelerde,
yamaç paraşütçüleri düzenli olarak dağlardan, tepelerden uçmaya başladılar. Sonrasında,
rengarenk kanatlar (kanopi - yamaç paraşütü) bütün kıtaların tepelerinde görülmeye
başladı, Japonya'daki Fuji Dağı ve Himalayalar'daki Everest zirvesinden uçuşlar
gerçekleştirildi.
Yamaç paraşütü üreticileri daha yavaş bir çöküş hızı ve daha iyi bir süzülme performansı
için çalıştıkça yamaç paraşütleri serbest düşüş paraşütlerinden tamamen farklı bir
şekil aldılar. Geniş yüzeyleri, uzun ve ince ipleri, dar hücre girişleri ve tıpkı
bir uçak kanadını andıran kesitleriyle bir paraşütte kıyasla çok uzun ve ince bir
"kanat" şeklini aldılar. Süzülme performansları serbest düşüş paraşütlerinkinin
çok üstüne çıktı, hatta uygun hava şartlarında, süzülmek yerine yükselen hava hareketleri
sayesinde irtifa kazanabilecek, yükselebilecek performansa ulaştılar. Onlarca hatta
son yıllarda yüzlerce kilometrelik mesafeler katedildi, saatlerce süren uçuşlar
kaydedildi ve termik (yükselen hava) ve dalga kaldırıcıları kullanılarak binlerce
metre irtifalara çıkıldı. Bu spor, son yıllarda o kadar hızlı yayıldı ki çoğu ülkede
delta kanattan daha fazla sporcusu oldu.
Bugünkü yamaç paraşütlerinin 6:1 ve 10:1 arasında değişen süzülme oranları delta
kanatlarınkiyle (12:1-18:1) ya da planörlerinkiyle (20:1-60:1) karşılaştırıldığında
çok iyi görünmeyebilir fakat bu dezavantajının yanında yamaç paraşütünün sahip olduğu
ciddi avantajları da vardır. Öncellikle, diğer hava araçlarına göre kolaylıkla havalanır,
yönlendirilir ve indirilirler, birkaç dakikada hazırlanılabilir ve indikten sonra
kolayca toplanabilirler. Uygun bir eğitimle "temel" uçuş kontrolü becerisi, bir
kaç haftada kazanılabilir. Hafifliği ve küçük boyutları sayesinde rahatlıkla sırtınıza
alıp hiç bir yola, hava alanına ya da başka bir tesise gerek duymadan kalkış noktasına
tırmanabilir ve yolları olmayan dağlardan bile kolaylıkla kalkıp uçabilirsiniz.
Geniş olmayan alanlardan, herhangi bir piste ihtiyaç duymadan kalkabilir ve planör
-delta kanatların inemeyeceği dar alanlara inebilirsiniz.
Yamaç Paraşütü, pratik bir
spordur.
Yamaç paraşütü sporu, temel güvenlik kriterlerini sağlamış ve ciddi teorik &
pratik eğitimini almış herkesin, kolayca uçabilmesini sağlayan bir spor olmasının
yanısıra, profesyonel anlamda incelersek: "Uzun Mesafe - Yarışma"
ve "Akrobasi" şeklinde iki
dala ayırabiliriz. Özetle uzun mesafe - yarışma uçuşlarındaki temel amaç, tahmin
edilebileceği gibi yükselen hava hareketlerini (termik) kullanarak uzun mesafeler
katetmektir. Yarışmalarda, pilotlardan önceden belirlenen onlarca kilometre uzunluktaki
rotaları takip etmeleri ve en kısa sürede bitiş noktasına (Gol) varmaları beklenir.
Akrobaside ise, pilotlardan çeşitli manevraları hatasız ve manevralar arasında düzgün
geçiş yapmaları istenir. Bireysel akrobasi uçuşu yapılabileceği gibi, daha zorlu
olan ikili senkronize akrobasi uçuşları da yapılmaktadır. Akrobasi manevraları,
çok zorlu olmakla beraber, yüksek G kuvvetlerine (2 ~ 3G) dayanıklılık, ileri seviye
kanat kontrolü ve yetenek gerektirmektedir. Bu manevralar göze hitap ettiği ve heyecan
verici olduğu için Akrobasi festivalleri ve yarışmaları, bir çok ülkede uçan veya
uçmayan kesimler tarafından büyük ilgi görmektedir.
.

Uzun Mesafe - Yarışma
Akrobasi
Görece basit ve çok zevkli olmasının yanısıra, havacılığın her dalında olduğu
gibi yamaç paraşütçülüğünün de kesinlikle uyulması gereken emniyet kuralları vardır.
Havacılığın düşüncesiz,
dikkatsiz,
tedbirsiz ve aptalca hareketleri
affetmediğini asla unutmamamız gerekir. Güvenli uçuşlar için içinde uçtuğumuz hava
tabakasını kesinlikle tanımalı, kanadımızın değişik şartlar altındaki davranışlarını
iyi bilmeli ve doğanın şartlarını ve en önemlisi kendi limitlerimizi asla zorlamamalıyız.
Yamaç paraşütçülüğü uçmanın verdiği heyecanı ve özgürlüğü tatmanın belki de en
basit ve en kolay yoludur. Fakat bütün diğer macera-doğa-havacılık sporlarındaki
gibi temkinli davranılmaması, yetersiz bilgi ve yanlış uygulanması, uygun olmayan
şartlarda yapılması, gereksiz-aşırı risk alınması...gibi hallerde, çok
ciddi yaralanmalara, hatta ölümlere
yol açabilir.
YAMAÇ PARAŞÜTÜNÜN YAPISI VE BÖLÜMLERİ
Yamaç paraşütü basit bir hava aracıdır, fakat bütün diğer hava araçları gibi karmaşık
bir tasarım çalışmasının ürünüdür.Yamaç paraşütü ana hatlarıyla kanat (kanopi),
ipler, kolonlar ve harnes (kuşam) olarak dört kısımda incelenilebilir.
I. Kanat (Kanopi):
Bizi havada taşıyan, uçmamızı sağlayan ve özel olarak üretilmiş kumaştan ve çeşitli
polyester malzemelerden oluşan kısma kanat ya da kanopi adı verilir. Kanat, uçuş
sırasında içerisi hava ile dolan, birbirinin üzerine yerleşmiş iki katlı kumaş yüzeyden
meydana gelir.Kanadın alt ve üst yüzeyleri, uçak kanatlarındaki gibi airfoil kesidi
şeklinde olan dikey parçalarla birleştirilmiştir. Bu parçalar kanadı, dik olarak
kesen hücrelere bölerler. Havanın kanadın içerisine dolabilmesi için kanadın
hücum kenarı diye adlandırılan ön kenarı açık, dolan havanın
içeride hapsolmasını sağlamak için firar kenarı denilen
arka kenarı kapalıdır. Böylece paraşütün kumaşı da havayı hiç geçirmediğinden kanat,
içine giren havayı hapsederek katı bir kanat formunu alır. Kanat içindeki hava basıncının
eşit olarak dağılmasını ve kanadın düzgün şekilde şişmesini sağlamak için hücrelerin
yan duvarlarında havanın hücreler arasında geçişini sağlayan delikler vardır. Tamamen
hava ile dolduğunda kanat tıpkı bir uçak kanadı gibi alt yüzeyi düz üst yüzeyi kavisli
bir şekil alır. Tipik bir kanatta 40-60 hücre vardır. Genelde hücrelerin uzunlukları
kanadın ortasından uçlara doğru gittikçe azalarak kanada yukarıdan bakıldığında
eliptik bir görünüm kazandırırlar. Bu şekle planform
adı verilir. Kanadın yan taraflarına kulak adı verilir.
Kanatlar, pilotun kilosu ve farklı uçuş koşullarına göre birçok değişik büyüklüğe
ve en/boy oranına sahip modellerde ve çeşitli pilotaj seviyelerinde (Başlangıç,
İleri, Yarışma, Akrobasi gibi) üretilmektedirler.
II. İpler:
Askı ipleri ve fren ipleri olarak ikiye ayrılırlar. Ağırlığı ve sürüklenmeyi azaltmak
için ipler, kevlar (karbon lifi) ve dacron gibi maddelerden, mümkün olduğu kadar
ince üretilirler. Kevlar, ince bir ip gibi görünmesine rağmen, kalınlıklarına göre
değişmekle beraber, bir tanesi ortalama 70 kilo taşıyabilecek kapasitededir. Taşıma
kapasitesi yüksek olmasına rağmen, sürtünmelere karşı dayanaksızdır ve makasla çok
kolay kesilebilirler. Bu nedenle, doğada zarar görmemesi için üzeri dacron adı verilen
dayanıklı bir malzemeyle kaplanır.
.Düzgün bir dağılım için her bir ip kümesi uzunluklarının
ortalarına yakın bir yerde ikiye ya da üçe ayrılarak kanada ulaşırlar. Bu şekilde,
kanada doğru ipler çatallanır ve pilotun ile harnesin ağırlığı kanat kumaşının tüm
yüzeyine dağıltılmış olur. Kanadın ön kısmındaki ipler birleşerek ön kolonlara,
arka kısmındaki ipler arka kolonlara bağlanırlar. Kanadı kontrol etmemizi yarayan
fren ipleridir. Firar kenarının sağ ve sol uçlarına bir kaç noktadan bağlı olan
fren ipleri, birleşerek tek bir ip halinde arka kolonlara kadar gelirler ve burada
uçuş sırasında bırakıldıklarında savrulup gitmelerini engelleyen makaralardan geçerek
pilotun uçuş sırasında tuttuğu halkalarda son bulurlar. Fren ipleri kolayca ayırt
edilebilmeleri için farklı renklerde (fosforlu yeşil) olurlar.
III. Kolonlar:
Kolonlar, iplerle kuşamı birleştirirler, genelikle bütün ipler metal halkalarda
(nylon) toplanırlar ve kolonlarla birleşirler. Kolonlar kalkışlarda pilotların bütün
ipleri birden tutup çekebilecekleri tek bir nokta teşkil ederler, ayrıca bütün ipleri
tek tek ayırmadan bir kuşamı söküp diğerini takmamızı sağlarlar.
Arka kolonlarda ayrıca fren iplerinin geçtiği küçük halkalar ve uçuştan sonra
fren kontrollerin tutturulabileceği velkro veya çıt-çıt gibi malzemeler bulunur.
IV. Harnes (Kuşam):
Harnesler, pilotun kanada bağlandığı oturduğu kısımdır. Yamaç paraşütü harnesleri
genelde aynı temel yapıyı taşırlar. Oturmak için plastik yada tahtadan bir oturak
kısmı, kumaştan bir sırtlık, omuz askıları, göğüs ve bacak kolonları ile iplerin
bağlandığı askı kolonları vardır. Son zamanlarda üretilen modellerde hız sistemleri
için bağlantılar, kevlar sırt koruma plakaları, yedek paraşüt ve balast bölümleri
de bulunmaktadır. Harnesler, vücut ölçülerine göre farklı boylarda üretilir ve uçuş
pozisyonuna göre ayarlanabilirler.
UYARI
-----------------------------------------------------------
Mağaralar
Mağaracılık
Mağaracılıkta Etik Kurallar
Mağaracılık Faaliyetleri
İleştim
Mağaralar
Mağara, yüzeyle bağlantısı olan en az bir insanın sürünerek girebilmesine
olanak verecek genişlik ve yüksekliğe sahip olan yeraltı boşluklarıdır. Bazı mağaralar
lavların soğuması sırasında içlerinde bulunan boşluklardan da meydana gelebilir;
fakat bu mağaralarda zehirli gaz çıkışları olması ihtimali nedeniyle girilmesi tehlikelidir.
Buz içinde oluşan mağaralar da vardır.
Kireçtaşı, dolomit, mermer, jips, tuz, kalsit çimentolu konglomera ve kumtaşı gibi
erimeye uygun karbonatlı ve sülfatlı kayaların, yeraltı suları tarafından eritilerek
aşındırılmasıyla meydana gelen mağaralara karstik mağaralar denir. Bu tür mağaralar
oluşum açısından en zengin mağaralardır.
Mağaralar nasıl oluşur?
Doğadaki hemen hemen bütün taşlar suda erir; ancak erime yoğunlukları taşın kimyasal
yapısına göre değişir. En çok eriyen taş kaya tuzudur. Alçı taşı da (jips) bir başka
kolay eriyen taş türüdür. Kireç taşı, deniz ve akarsu diplerinde ölmüş hayvan kabukları
ve kemiklerinin üst üste birikimi sonucu oluşan organik biriktirme kayasıdır. Kireç
taşı asidik suda erir. Yani su erimiş halde CO2 ihtiva ediyorsa, kireç taşını eritir.
CO2 ise hava ile nispeten bitki ve ağaç köklerinde bulunur.
Bir mağaranın oluşabilmesi için temel koşul içinde suların hareket edebileceği bir
çatlak ya da yarık sisteminin bulunmasıdır. Bu çatlaklar aynı ve ya farklı kaya
yapıları arasında çatlaklar ile fay çatlakları da olabilir. Asidik su basınç altında
kayalardaki bu ince çatlaklara girerek kireçtaşlarını eritmeye başlar. Başlangıçta
yarık ve çatlaklar geniş olmadığı için erime her yönde olsa da daha çok derinlemesine
bir gelişme olur. Daha sonrada su çatlak sistemini genişleterek mağaranın ana hatları
meydana getirir. Genel olarak kalın kireç taşı katmanlarında dikey mağaralar, yatayda
geniş kireç taşı katmanlarında ise yatay mağaralar meydana gelir.

Mağaralara çekiciliği veren içinde gelişmiş olan çökellerdir. Bu çökeller sarkıt,
dikit, sütun, yaprak, makeroni, inci ve perde gibi oluşumlardır. Bu oluşumlar, yeryüzündeki
bitki, toprak ve kayalardan süzülerek gelen suyun içindeki CO2 miktarının mağara
havasındakinden fazla olması durumunda meydana gelir. Sudan havaya CO2 transferi
sırasında tavanda kireç çökelmesi sarkıtları, yere damlayan sular ise dikitleri
oluşturur. Sarkıt ve dikitlerin birleşmesi ise sütunları oluşturur. Bu oluşumların
meydana gelmesinde mağaranın üzerindeki kireç taşı biçimlenmesinin kalınlığı, biçimlenmenin
üzerindeki toprak kalınlığı ve bitki örtüsü önemli rol oynar.
Mağaraların güzelliği bu oluşumların zenginliği, farklılığı ve renkleri ile ifade
edildiğinden mağaracının ilk görevi bu oluşumlara zarar vermemek ve verilmesini
engellemektir. Bir sarkıt aktif bir mağarada 100 yılda ortalama
2 cmuzamaktadır.
Mağaralar da canlılar gibi gelişimleri sonunda yok olurlar. Mağaraların yok olması
tavandaki ve yan duvardaki kaya bloklarının gevşeyerek düşmeleri ile başlar ve bu
blokların mağara boşluklarını bloke etmeleri ile son bulur. Gelişimi sona ermiş
mağaralara fosil mağara, gelişimi devam edenlere ise aktif mağara denir.
Türkiye, mağaralar açısından dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olmasına rağmen
araştırmalara geç başlanmıştır. Yaklaşık olarak 40.000 tane olduğu düşünen Türkiye
Mağaralarının çoğunluğu, Orta ve Doğu Toroslar ile Batı Karadeniz bölgesinde yer
almaktadır.
Mağaraların araştırılması ve incelenmesi ilgilenilen bilim ve spor dalıdır. Mağara
Bilimi(Speleoloji), sporla bilimin iç içe olduğu yegâne doğa sporudur. Bünyesinde
yürüyüş, kampçılık ve ip inişi gibi birçok sportif alanı; ölçüm, haritalama gibi
uzmanlık alanlarını; jeoloji, hidrojeoloji, biyoloji gibi bilim dallarını barındırır.
Mağaracılık birbiriyle uyumlu ve iyi anlaşan bir ekiple gerçekleştirilebilir. Bireysel
yapılabilecek bir spor değildir. Mağaracılığı çekici kılan ise yerin yüzlerce metre
altındaki birbirinden güzel oluşumlar, bilinmeyen ve karanlık gibi sebeplerdir.
Türkiye'de bilinen ilk mağara araştırması 1927 yılında Raymond Hovasse tarafından
İstanbul Yarımburgaz Mağarası'nda mağara canlıları üzerinde yapılan çalışma olmasına
rağmen, ekip olarak ciddi anlamda ilk çalışma 1955'te Temuçin Aygen ve arkadaşları
tarafından Konya Maraspoli Mağarası'nda yapılmıştır. Temuçin Aygen tarafından 1964'te
kurulan Mağara Araştırma Derneği halen çalışmalarına devam etmektedir. 1973 yılında
ise Türkiye'nin ilk üniversite mağaracılık kulübü Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma
Kulübü kurulmuştur. Bu kulüp Türkiye'nin en derin mağarası olan Peynirlikönü(Evren
Günay Mehmet Ali-EGMA) Mağarası'nın araştırmasına devam etmektedir. İçel - Anamur'daki
bu mağaranın derinliği
1429 mm.dir. Bu oluşumların dışında Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül
Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Ankara Üniversitesi,
Mersin Üniversitesi mağara araştırma kulüpleri; Eskişehir Mağara Araştırma ve Ege
Mağara Araştırma Grupları; Toros Doğa Sporları Kulübü bünyesindeki Temuçin Aygen
Mağara Araştırma Grubu ile Anadolu Speleolojik
ve Karstik Araştırmalar Derneği çalışmalarına
devam etmektedir. Bu oluşumların tümü Türkiye Mağaracılar Birliği(TMB) adı altında
toplanarak, çalışmalarını ve bilgilerini paylaşmaktadır. Bu birlik son zamanlarda
çok önemli olan mağara kurtarma çalışmalarına ağırlık vermiştir. Ayrıca mağaraların
korunması, mağaraların ve mağaracıların envanterinin oluşturulması, eğitim ve araştırma
standartlarının oluşturulması gibi çalışmalarda bulunmaktadır.
Mağaracılıkta Etik Kurallar
Mağaracılıkta dikkat edilmesi gereken diğer etik kurallar da şöyle sıralanabilir:
- Hiç bir zaman yalnız başınıza
mağaracılık yapmayınız.
- Şehirden ayrılamadan gittiğiniz
yeri ve yaklaşık dönüş zamanınızı mutlaka şehirde kalanlara bildiriniz.
- Grubun dağılmasına izin vermeyiniz,
temponuzu her zaman en yavaş mağaracıya göre ayarlayınız.
- Mağaracılığın çok yorucu bir spor
olduğunu unutmayınız, limitlerinizi bilip ne zaman geri döneceğinizi belirleyiniz.
- Hipotermiyi engellemek için gerekli
kıyafetlere sahip olduğunuzdan emin olunuz.
Beslenmenize ve içtiklerinize dikkat ediniz.
- Gereksiz riskler almayınız. Başınıza
yukarıda geldiğince önemsiz olabilecek bir kaza mağara içinde çok daha vahim sonuçlar
doğurabilir.
- Mağara canlılarını, özellikle
yarasaları rahatsız etmeyiniz. Eylülden Mayısa kadar kış uykusunda olan yarasaların
uyandırılması onların açlıktan ölmesine sebep olabilir.
- Mağara içindeki tüm çöpler ve
içeriye dışarıdan getirilen tüm malzemeler dışarıya çıkarılmalıdır. Karpit tozu
ve dışkılar dahil hiç bir atık mağarada bırakılmaz.
- Mağaraya ve içindeki oluşumlara
kesinlikle zarar verilememelidir. Ayrıca gerekmedikçe oluşumlara dokunulup biyolojik
atık bırakılmamalıdır. Basılan yerlere dikkat edilmelidir. Mağaralar eşsiz doğal
harikalarıdır ve görünüşleri kesinlikle bozulmamalıdır.
- Mağara koruma kurulunun kabul
ettiği tüm kurallara uyulmalıdır. TMB koruma kurulu kriterleri aşağıda belirtilmiştir:
- Yeni başlayan tüm üyelere çevrenin
korunmasının önemi ve yöntemlerini içeren detaylı bir eğitim verilir.
- Yarasalar kış uykusuna yattığı
ve uyandırıldığında açlıktan ölme riski olduğu için, kış sezonunda yarasa popülasyonunun
olmadığı bilinen birkaç eğitim mağarası dışında, mağaralara girilmez.
- Mağara aktivitelerinde özel giysiler
ve eldiven kullanılarak en az miktarda biyolojik kalıntının bırakılması sağlanır.
- Karpit tozu ve dışkılar dahil
hiçbir atık mağarada bırakılmaz.
- Su kaynaklarının kirletilmesinden
kaçınılır. Bu amaçla dış kamplarda bile deterjan kullanılmaz, çöp bırakılmaz.
- Bilimsel amaçlı örnek toplama
dışında mağara içerisinden hiç bir şey dışarıya çıkartılmaz, içerideki oluşumlara
zorunlu olmadıkça dokunulmaz.
- İçerdeki aktivite (bilimsel ya
da sportif) en kısa sürede bitirilir.
Mağaraların taşınmaz birer kültür varlığı olduğu unutulmadan korunması gerekmektedir.
Gelecek nesillere aktarılacak en önemli güzelliklerden biri olacak mağaraların korunması
açısından:
-Mağaralarda yapılacak define vb. amaçlı izinsiz kazı ile tahribatlara engel olmak,
-Tahribatların olduğu mağaraları Türkiye Mağaracılar Birliği'ne bildirmek,
-Araştırması yapılmamış mağaraların en yakın araştırma gruplarına bildirilerek kayıt
altına alınmasını sağlamak,
Etkili olacaktır.
Mağaracılık Faaliyetleri
12 Ocak 2008 Dümbelek Mağarası
Yazıbaşı/Torbalı
09-10 Şubat 2008
*Mağaracılık faaliyetlerine katılacak olanlar günlük yürüyüş ihtiyaçlarına ilave
olarak baret(kulüpten temin edilebilir), tercihen kafa lambası yoksa el lambası,
mağara için kıyafet(kot,keten pantolon vs) getirmelidirler.Kıyafetler uzun kollu
olmalıdır ve fenerler için yedek enerji kaynağı bulundurulmalıdır.
İletişim :
Arda PEKSEV
0505 376 73 54
ardapeksev@gmail.com
-----------------------------------------------------------
Orienteering
ORYANTİRİNG NEDİR?
Her türlü iklim ve arazi şartlarında, gece ve gündüz, pusula ve harita yardımı ile
en kısa yoldan, en kısa zamanda hedeflere belirli bir sıra ile ulaşılarak bitişe
varılmasını sağlayan, yetenekleri geliştiren bir doğa sporudur.
Bu sporu yapan yada yapmak isteyecek insanların, ciddi anlamda muhakeme yapabilme
kabiliyeti her türlü duruma hızla uyum sağlama ve doğru kararı verebilme kabiliyeti,
yeterli bir fiziki dayanıklılık ile direnç ve zorluklara meydan okuyabilecek cesaret
ve sakinlik gereklidir.
Doğada satranç oynamak olarakta nitelendirilen oryantiring satranç oynayan bir kişinin
derin konsantrasyon ve dikkatiyle atletizm yapan bir koşucunun dinamizmi ve meydan
okumasını bir araya getiren bir spordur.

ORYANTİRİNG İÇİN NE GEREKLİDİR ?
- Organizasyonun düzenleneceği alana ait, Uluslararası Oryantiring Federasyonunca
(İOF) belirlenen standartlara ve yayınladığı kitapçığa uygun olarak, belirli bir
ölçekle çizilmiş ve sadece oryantiring sporunu yapmaya uygun oryantiring
haritası
- Oryantiring yapmak amacıyla imal edilmiş parmak pusulası
- Spor yapmaya uygun kıyafet
- Her türlü duruma çabuk uyum sağlama ile hızlı ve doğru karar verebilme yeteneği
- Alternatif durumlardan, yüksek stres ve fiziki yorgunluk anlarında en gerçekçi,
en uygulanabilir ve doğru olanını seçebilme
- Kişisel kondisyon ve direncinizin farkında olarak yapabileceklerinizi kestirebilme
ORYANTİRİNG TÜRLERİ NELERDİR ?
- Oryantiring her türlü alanda (doğal arazi, insan yapısı arazi, kapalı alan-açık
alan, gece-gündüz, şehiriçi-şehirdışı) organize edilerek yarışma düzenlenebilmektedir.
- Oryantiring bir çok unsurla birlikte (koşarak, yürüyerek, bisikletle, kayakla, engelli
sporcular için) yada birkaç unsurun kombine olarak kullanılması ile yapılabilir.
- Oryantiring her yaş grubunda kadın ve erkek tüm katılımcıların yapabileceği bir
spordur.

ORYANTİRİNG TARİHİ VE GELİŞİMİ:
Dünyada:
- İlk sportif oryantiring yarışı 1897’de İsveç’te yapıldı.
- Uluslararası ilk yarışma 1932 yılında yapıldı.
- 1961 yılında İnternational Orienteering Federation) IOF kuruldu.
- 1965 yılında IOF kuralları standart kurallar oldu
- 2007 yılında 67 ülke federasyonu IOF üyesi durumda
- 2012’de olimpik spor olması bekleniyor.
Türkiye’de
- Ülkemizde 20 yılı aşkın süredir askeri oryantiring çalışmaları bulunmakta,
- 1999 yılında Ankara Oryantiring Grubu (A.O.G.) ve eşzamanlı olarak İstanbul Oryantiring
Grubu) İ.O.G. çalışmaları sivil anlamda ilk çalışmalar.
- Türkiye Oryantiring Federasyonu tarihi :
Dağcılık Federasyonu bünyesinde 2002
İzcilik Federasyonu bünyesinde 2004
Bağımsız özerk federasyon 2006

YARIŞMA NASIL OLUYOR ?
Yarışmacılar organizasyonu yapan ekip tarafından belirlenen bir sırayla start alır.
Starttan hemen sonra yine organizasyonu yapan ekip tarafından kendilerine verilen
bölgenin oryantiring haritası ve kendilerinde bulunan pusula yardımı ile haritadaki
belirlenen hedefleri belirlenen sıraya uygun olarak tek tek ziyaret ederek hedeflere
vardıklarını ispat eden yöntemleri de uygulayarak hiç hedef atlamadan bitişe en
hızlı şekilde ulaşmaya çalışırlar.
Tüm yarışmacılar parkuru tamamladıktan yada organizasyon komitesince belirlenen
maksimum süre dolduktan sonra tüm hedeflere ulaşmış ve geçerli bir şekilde işaretleme
yaparak bitişe gelmiş yarışmacılar yarışmayı tamamlama sürelerine göre sıralanarak
yarışmanın sıralamasını ortaya çıkarırlar ve böylelikle dereceler belirlenir.
Kulübümüzde oryantiring yapmak isteyen kişiler için üyemiz olması kaydıyla harita
okuma, yorumlama ve pusula kullanma eğitimleri ile oryantiring ile ilgili her türlü
teknik bilgi malzeme ve destek verilmektedir.

Oryantiring ile ilgili linkler:
İRTİBAT TELEFONLARI VS. yazılacak
KULÜP PROGRAMI VE AKTİVİTELERİ yazılacak
FOTOGRAFLAR SERİGRAFİ VE DİZGİYE UYGUN ŞEKİLDE YERLEŞTİRİLECEK
Eğer:
- Şu anda nerede olduğunuzu biliyorsanız,
- Nereye gitmek istediğinizi biliyorsanız,
- Oraya nasıl gidileceğini biliyorsanız,
- Oraya vardığınızı nasıl anlayacağınızı biliyorsanız,
- Yanlış gitmeniz mümkün değildir!
|